Ocak
13

RH(-) kan gruplu insanlar uzaylı mı?

Teoriye göre ilk negatif kan gruplu insanlara 35 bin yıl önce rastlanmış, yani aslında yeni sayılır. Negatif kana sahip kişilerde daha yüksek IQ seviyesi, daha düşük vücut sıcaklığı, soğuğa karşı dayanıklılık, ısıya karşı duyarlılık, kırmızı ve kızılımsı saç rengi, ağırlıklı olarak açık renk göz renkleri; mavi, yeşil ya da ela göz gibi özellikler olması dikkat çekmiş ve negatif kan sahiplerinin dünya dışı canlılar olabileceği iddia edilmiş.

Negatif kanın normal insan yapısına ters olduğuna dair en büyük kanıtlardan biri olarak da; negatif kana sahip bir annenin pozitif kana sahip bebeğe hamile kalmasıyla annenin vücudu onu tehdit olarak algılayıp öldürmeye yönelik saldırıya geçmesi öne sürülüyor.

Kızıl saçlı insanların çoğunun da negatif kana sahip olduğu ve bu nedenle onların da uzaylı olduğu iddia ediliyor. Buna göre Lyran adlı uzaylı bir tür, eski çağlarda Dünya’ya gelip Vikingler’i oluşturuyor ve kızıl saçlılar da Vikingler’den Dünya’ya yayılıyor.

RH (-) olan insanlarının bazılarının psişik güçleri varmış. Uzaylılar tarafından kaçırıldığını söyleyenlerin çoğu Rh negatif kanlılarmış. IQ leri yüksek, genelde analitik beyinli ve virüslere karşı dirençleri çok daha yüksekmiş. Genelde çoğunun Hepatit B gibi virüslere doğal bağışıklığı olduğu söyleniyor. Dünyada en çok negatif kanlı insanların oranın çok olduğu bölgeler İngiltere, Fransa ve Bask bölgeleri.

Haydi buyurun bakalım….

+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
Ocak
10

Doğaya uygun yaşamanın felsefesi Stoacılık

Öğrendiğinizde kimilerinin işte bu diyeceği bir felsefi akımdan bahsedeceğim; Stoacılık ya da Stoa Okulu. Helenistik felsefenin en önemli akımlarından. Aynı zamanda milattan önce 336–264 yılları arasında yaşamış olan Kıbrıslı Zenon tarafından kurulmuş felsefe okuludur. Stoa kelimesi veranda anlamına geliyor, felsefe derslerinin yapıldığı yer veranda olunca kısaca veranda felsefesi denebilir.

Stoacılar için insanın temel amacı mutluluktur. Mutluluğa ulaşmak içinse doğaya uygun yaşamak gerekir. Dolayısıyla doğaya uygun yaşamayı felsefi olarak benimsemişler ve dünya vatandaşlığını savunmuşlardır. Başka da bir şey demeye gerek var mı sizce?

Mutlu olmak için arzulardan ve korkulardan sıyrılmayı ve olan şeyleri oldukları gibi kabullenip bütünün parçası olmayı öğütler.

Öğretilerine göre, sosyal varlık olarak insanlar için mutluluğa giden yol şunlarda bulunur:

  1. Hayatta sana verileni kabul etmek
  2. Zevk arzumuz veya acı korkumuz tarafından kontrol edilmemize izin vermemek
  3. Etrafımızdaki dünyayı anlamak için aklımızı kullanmak
  4. Tabiatın planındaki kendimize düşen görevi yapmak
  5. Beraber çalışıp başkalarına karşı dürüst ve adil olmak

İlk dönem Stoacılar arasında okulun kurucusu Kıbrıslı Zenon, Khrysippos, Kleanthes, Tarsuslu Zeno, Tarsuslu Antipater sayılabilir. Görüldüğü gibi Tarsus şehrinin tarihteki önemi burada da karşımıza çıkıyor:)

İlgilenenler için konu ile ilgili makaleler ve kitaplar mevcut. Ayrıca Atina’da Acropolis yakınlarında Attalos Stoası adı altında bir müze bulunmaktadır.

 

+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
Ocak
06

Şafak Tanrıçası Aurora

Aurora, Roma mitolojisindeki şafak tanrıçasıdır. Yunan mitolojisinde gül parmaklı Eos olarak geçer.

Şafak Tanrıçası Eos, görkemli Yunan mitolojisinin güzeller güzeli tanrıçalarından biri. Büyüsü sadece efsanelerde kalmamış, yeryüzüne de serpilmiş. Görenlerin her baktığında uzun süre etkisinden çıkamadıkları Kuzey Işıkları’na onun adı verilmiş. Eski zamanlarda Kanadalı yerel bir halk olan Cree halkı Kuzey Işıkları’nı gördüğünde ruhların dans ettiğini düşünür, o dönemin Avrupa’sında ise bu durum tanrıların bir işareti gibi yorumlanırmış.

Güneş tanrısı Helios ve Ay tanrıçası Selene’nin kız kardeşi, rüzgârların ve Venüs’ün (çoban yıldızı) annesi gül parmaklı şafak tanrıçası Eos her gun okyanustan cikip, kanatlı dört atın çektiği parlak arabasıyla göğe yükselir; ruzgarlari, yildizlari ve sabah yildizini yaratmiştir.

Güzelliği ve yaradılışının getirdiği tazelikle tanrılar dünyasında dikkatleri çeken Eos, bir o kadar da çapkındır aslında. Bir gün Savaş Tanrısı Ares’le sevişir ve Afrodit’in gazabına uğrar; cezası sonsuza dek, sürekli aşık olmaktır. Eos birçok sevgili değiştirir ama en sonunda Troyalı bir prense aşık olur.

Eos, Olymposlu tanrılardan çok sevdiği sevgilisi Troyalı Prens Tithonos’u da onun gibi ölümsüz yapmalarını ister, Zeus ona acıyıp isteğini yerine getirir.

Eos sevgilisi için ölümsüzlük dilemiş dilemesine ama dileği eksiktir; sevgilisi gözünün önünde gün be gün yaşlanıyor, canlılığını kaybediyor, ufalıyor, zayıf ve cansız bir hale geliyor ama ölmüyordur. Tithonos adeta her gün ölümle heyecanlı bir dans eder, son pozunu gösterir; fakat ardından gelen zayıf bir nefesle yaşamayı sürdürür. Efsaneye göre Eos, sevgilisinin her gün tükenişini, artık sadece bir nefes olarak kalışını görmeye dayanamadığı zamana geldiğinde onu bir çekirgeye çevirir ve evine, yani göklere geri döner.

Kıssadan hisse, dileklerinizin ne olacağını iyi düşünün ve net olun.

 

 

+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
Ocak
03

Yüzüklerin Efendisi’nde Moria’nın şifresi neden elfçeydi?

Moria kapılarındaki Elfçe yazıt, Yüzüklerin Efendisi‘nde Elfler ve Cüceler arasındaki ilişkinin kökenine ışık tutuyor.

Yüzük Kardeşliği filminde grubumuz, Moria Dağları‘ndaki kestirme yola girdikleri sahnede parola isteyen devasa Durin Kapıları ile karşılaşmışlardı. Kapılar Cüceler tarafından yapılmış olsa da üzerlerindeki kutsal yazı Elfçeydi. Bilmecede “Söyle dost ve öyle gir” yazıyordu ve cevabı da Elf dilinde arkadaş anlamına gelen Mellon‘du.

Yüzük Kardeşliği filmi, Cücelerin yaşadığı dağa Elflerin erişebileceği bir kapının olmasının kaynağını asla açıklamadı gerçi Tolkien‘ın romanlarını okumayanlar için de pek anlam ifade etmemişti. Comic Book Resources’ta yer alan habere göre; bunun nedeni aslında çok basitti; Durin Kapıları’nın tarihi, İkinci Çağ‘da Elfler ve Cüceler arasındaki barış zamanına kadar uzanıyor. Yüzük Kardeşliği romanında, kapının iki yerleşim yeri – Moria Cüceleri ve Eregion Elfleri – arasındaki ayırıcı çizgi olduğu açıklanıyor. Aralarında husumet çıkmadan önce iki toplum müttefikti. Kapıdaki bilmece onların dostluğunu sembolize ediyordu ya da kitapta söylendiği gibi; “Farklı ırktan halklar arasında hatta Cüceler ve Elfler arasında bile yakın dostluğun olduğu günler daha mutlu günlerdi.”

İkinci Çağ süresince Dorian Kapıları genellikle açık tutulur veya en fazla tek bir koruma dışarıda konuşlandırılırdı. Kapıların kapalı olduğu zamanlarda, sadece bir Elf arkadaşın girmesine izin veriliyordu. Bu, bilmecenin neden “Söyle dost ve öyle gir” olduğunu açıklar, çünkü bir Elf’in kapıdan geçmek için yapması gereken tek şey doğru kelimeyi söylemek ve içeri girmekti. Yazıtın Elfçe yazılmış olmasının bir başka nedeni de Cücelerin bir özelliğinden kaynaklanıyordu. Khuzdul lisanları, yabancılarla paylaşmadıkları bir sırdı ve bu yüzden bunu herkese açık bir kapıda yazmalarına izin verilmezdi. Bu nedenle, Moria‘nın şifresinin Elfçe olması seçimi, hem iki halk arasındaki dostluğu hem de Cüce kültürünü yansıtıyor.

 

frpnet.net sitesinden alıntıdır.
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
Ocak
03

Çevir dolabı

Sözlükte “iki şeyin arası” demek olan mâbeyn kelimesi haremle selâmlığı birbirine bağlayan sofa, daire veya oda için kullanılırmış. Konaklarda da bulunan ve zülveçheyn denilen bu daire, selâmlıktaki uşakların ve yabancı erkeklerin haremdeki kadınlarla yüzleşmesini önlermiş.

Bu iki bölüm arasındaki duvara, tam bir ekseni etrafında dönen, silindir biçiminde, kapaksız bir dolap yerleştirilirdi. Yarısı açık, yarısı kapalı bu dolabın için­de sıra sıra geniş ve dar raflar bulunurdu. Kadınlar kısmında pişen yemekler, içecekler, diğer ikramlar, bu dolap ile erkekler kısmına servis edilirdi. Kadınlar, ikram edecekleri şeyleri, dolabın kapalı kısmına yerleştirip, erkeklerin tarafına çevirir; ta­baklar, fincanlar boşalınca dolap, erkekler tarafından kadınlar tarafına çevrilirdi. Böylece kadın erkek birbirini görmeden, servis yapılmış olurdu.
İşte bu servis dolaplarının zaman zaman gönül işlerinde kullanıldığı da olurmuş. Örneğin; delikanlının biri sevdalı­sına, kimsenin haberi olmadan, çaktırmadan mektup, çiçek vesaire verecek olursa bu dolaptan yararlanırmış. Delikanlıya mendil mi gelecek; yine bu dolap hizmet verirmiş.

Dolap çevirmek deyimi buradan geliyor baylar bayanlar…

+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
Aralık
31

Türkiye’de gerçekleşen paranormal olaylar…

Azıcık adrenalin…

Davutlu Köyü (Karadedeler Olayı)

Kırklareli’nin Lüleburgaz ilçesine bağlı Davutlu köyünde yaşandığı iddia edilen Karadedeler olayını mutlaka duymuşsunuzdur. Filmi bile yapılmıştı hatta. Söylentiye göre, 1989 yılının bir gününde köylüler hava karardıktan sonra cinî varlıklar görüyorlarmış. O günden sonra belli bir süre köy halkı evden dışarı adımını atmamış. Bu olay gazetelerde yayınlanınca işin aslını öğrenmek için bir gazeteci köye gitmiş. Gazetecei H.B. köylülerle röportaj yapmış ve herkes de varlıkları gördüğünü iddia etmiş. Ancak ne var ki 11 gün boyunca sıradışı bir şeye rastlamamış. Gazeteci H.B. kamerasını 14 yaşındaki bir çocuğa bırakıp köyden ayrılmış. Paranormal bir şey olursa çocuğun kayıt altına alması için. Üç gün sonra H.B. jandarmalar tarafından göz altına alınmış. Köydeki üç ayrı evde yedi kişi parçalanarak öldürülmüş, kamerayı verdiği çocuk da dahil. 3 Şubat 1989’da bir ormanda H.B.’nin giysileri ve not defteri bulunmuş, kendisinden bir daha haber alınamamış. H.B.’yi sorgulayan jandarma ise yıllar sonra bunalıma girerek intihar etmiş.

129 No’lu Apartman

İddiaya göre 2009 yılında meydana gelen olayda ODTÜ’de okuyan iki kız öğrenci, gece yarısı 01:00 sularında mumlarla bir takım ayinler yapmışlar. 129 no’lu apartmanın en üst katında kalan öğrenciler o gece dairelerinde gizemli bir şekilde ölmüşler. Apartman sakinlerine göre öldükleri gece şiddetli bir deprem olmuş ve tüm apartmanda eşyalar sağa sola savrulup camlar kırılmış. Bu olay üzerine apartman anında terk edilmiş. Daha sonra ise içeri girme cesaretinde bulunanlar, tarif etmesi zor kokular duyduklarını ve camların kendi kendilerine kırıldığını gördüklerini söylemişler.

Yusuf Ziya Paşa Köşkü

Başyaverliğinin yanısıra çok zengin bir tüccar olan Yusuf Ziya Paşa, Rumelihisarı’na masallardaki şatolara benzer bir köşk yaptırmak istemiş. Söylentiye göre o kadar kıskançmış ki güzel karısını kimsenin görmesini istemiyormuş. Bu köşk aynı zamanda eşinin güzelliğine yakışır derecede olmalıymış. 1910’da başlayan inşaat I. Dünya Savaşı’nın patlak vermesi ve Yusuf Ziya Paşa’nın ekonomik sıkıntıya düşmesinden dolayı bitirilememiş. Eşi de ona ihanet edince kalbi kırılmış ve köşkün tamamlanmasını hiç istememiş.

Yıllar boyunca köşkün çevresinde yaşayan insanlar köşkün boş katlarında geceleri uzun saçlı genç bir kadının gezindiğini belirtmişler. 1990’lı yıllarda ise köşkün inşaatında çalışan işçiler aynalarda eski elbiselere bürünmüş bir kadın hayaleti gördüklerini, hatta piyano çaldığını işittiklerini iddia etmişler. Şimdilerde ise müze olarak kullanılıyor ve hâlâ perili köşk olarak anılmakta.

Issız Cuma Mezarlığı

Çanakkale’nin Yenice ilçesine bağlı Seyvan ve Çakıroba Köyleri arasında bulunan ‘Issız Cuma’ cami mezarlığında yaşandığı söylenen sır dolu olaylar tüyler ürperten cinsten. 1335 yılında yapılan caminin etrafında başka bir yapı bulunmadığı için ‘ıssız’ adı verilmiş. Cami avlusunda bulunan mezarlık ise 680 yıllık. Mezarlığa defnedilen bir anne ve bebeğinin birbirinden ayrı yapılan mezarları, tanıklara göre her seferinde yeniden birleşmiş. 52 yıl önce bir kız bebek dünyaya getiren Hatice E., doğumun ardından kısa süre sonra hayatını kaybediyor.

‘Ayşe’ adı verilen minik bebek de doğumdan 20 gün sonra hayata gözlerini yumuyor. Ayşe bebek, annesinin bulunduğu mezarlığa defnediliyor. Birkaç gün sonra ziyarete giden yakınları, iki mezarın birbirine birleştiğini görünce şok oluyorlar. Mezarları ayıran aile fertleri, bir sonraki ziyarette mezarların tekrar birleştiğini görüyorlar. Bu olay birkaç kez tekrarlandıktan sonra, yakınları anne ve kızın mezarlarını olduğu şekilde bırakmaya karar veriyorlar. Mezarlığı ziyaret edenler de bu ilginç olay karşısında şaşkına dönüyor. Bu olay, Siccin 2 adlı filme de konu ediliyor.

 

milliyet.com.tr’den alıntıdır.
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
Aralık
30

Plüton neden gezegenlikten çıkarıldı?

Ulusal Astronomi Birliği’nin aldığı kararlar sebebi ile Prag’da bir oylama ile gezegenlikten çıkarılmış bir ex-gezegenden bahsedeceğim.

Gezegen olmak için önce Güneş’in etrafında dönmesi, küresel bir yapıda olması ve son olarak da yörüngesindeki küçük gök cisimlerini temizlemiş olması gerekiyormuş. İlk ikisinde sorun yok iken yörüngesindeki enkazı temizlemeyince adını Roma yeraltı tanrısı Pluto’dan alan Plüton dost 2006 yılında gezegenlikten çıkarılıyor. Ah Plüton etrafını kirli bırakmışsın.

Gezegenken de kendisine cüce gezegen diyenler de olmuş zira diğerlerine göre daha eliptik ve daha eğikmiş.

İlerleyen günlerde tekrar gezegen sınıfına girer mi ex’ ten next olur mu göreceğiz.

+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
Aralık
29

Neymiş ben kem gözlüymüşüm

Kem gözün ardında yatan şey kıskanma ve imrenme duygusu, göz şeklindeki nazar boncuğunun da ‘kem göze’ karşı koruyucu görevi gördüğüne inanılıyor.

Araştırmalar, nazarlık simgesine Yunanlarda olduğu kadar İrlanda masallarında da rastlandığını, pagan bağlamına rağmen İncil ve Kuran gibi dini kitaplarda da yer aldığını gösteriyormuş.

1. yüzyıl Yunan filozofu Plutarkhos kendisine göre buna bilimsel bir açıklama getiriyordu: İnsan gözü, kimi zaman küçük çocukları veya hayvanları öldürebilecek güçte, gözle görülmez bir ışın yayıyordu. Karadeniz’in güneyinde yaşayan bazı insanlarda ise nazar daha güçlüydü. Daha çok mavi gözlü insanların nazarına inanılıyordu. Ben hep diyorum arkadaşım sana, bakma maviş maviş…

Nazarın aslında bakışları nazar getiren kişi açısından da bir lanet olduğuna inananlar var. Örneğin eski bir Polonya masalında, sevdiklerine nazar değmesin diye kendi gözlerini çıkaran bir adamdan söz edilir.
Bir bakışın bu kadar lanet getirebildiği inancı öyle yaygınmış ki bu antik medeniyetleri ondan korunmak için arayışa yöneltip nazar boncuğunu gündeme getirmiş.

Bu arada Gigi Hadid geçen yıl “Göz” temalı ayakkabı modelleri üreteceğini duyurmuş, malum Kim Kardashian da birçok kez nazar boncuklu takılarıyla görünmüştü.

+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
Aralık
29

Dunning-Kruger etkisi ile her zaman zinde

 

Kimi insanların, kendilerini, olduklarından daha akıllı ve daha yeterli gördüklerine ilişkin bilişsel önyargılarına verilen addır. Kendini bilmezlikle, düşük bilişsel yetilerin bir arada olması, kendi yetersizliklerini görmemelerine ve yeterliklerini abartmalarına neden olur.

Özetle söylenecek olursa, yetersiz insanlar, kendi bilgi ve beceri düzeylerini abartmakta, başkalarının bilgi ve becerilerini, ayrıca uzmanlıklarını göremedikleri gibi, kendi yanlışlarını, bilgi ve beceri yetersizliklerini de görememektedirler.

Bu etki ismini, 1999 yılında yaptıkları bir dizi deney sonucu bu etkiyi keşfeden Cornell Üniversitesi akademisyenlerinden olan David Dunning ve Justin Kruger‘dan alır.

Kısaca cehalletten doğan cesaret diyebiliriz sanırım. Hem bilmez hem kendini bilmez de denebilir.

Yorum köşesi olsa idi de haydi yazın var mı etrafınızda deseydim değil mi? Çok nadir bulunur bu tarz kişiler zira (!)

+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
Aralık
28

Futbola dair

Paulo Araujo adlı futbolcu aynı maçta 5 kez kart görerek rekor kırmış. Olayın nedeni, oyundan atılan Brezilyalı futbolcunun dalgın hakeme fark ettirmeden maça devam etmesiymiş.

Tottenham’ın başarılı savunmacısı Jan Vertonghen, Capital One Cup’ta oynanan Aston Villa maçında Nicklas Helenius’un şortunu indirerek futbol literatürüne yeni bir savunma taktiği kazandırmış sanırım. Atılan uzun topta ceza sahasına giren Helenius’a yetişmekte zorlanan Belçikalı, ayağı da kayınca şut çekmek üzere olan çareyi Helenius’un şortunu indirmekte bulmuş ve santrfor gol atmayı başaramamış. Danimarkalı oyuncu pozisyon sonrasında sakince şortunu yukarı kaldırmış ve oyununa devam etmiş. Evet fotoğraflarda iç çamaşırı ortada:) Çeşitli faullerle rakibi durdurmak pekala okey ama şortu da indirmek, ne bileyim…

+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0