Mart
02

Marteniçka vaktiiiii, hoşgeldin bahar

Marteniçka, baharın gelişinin en önemli simgelerinden birisi haline geldi diyebiliriz.

Bulgar ve Balkan geleneği olan Marteniçkaya göre insanlar 1 Mart’ta yani baharın müjdecisinin gelmesiyle beraber kırmızı beyaz bileklikleri takmaya başlıyorlar. Sevdiklerine huzur, sağlık dileyerek hediye edilen kırmızı beyaz bileklikler Mart ayının sonuna kadar takan kişinin bileğinden çıkarmıyorlar. Marteniçkalarda kullanılan beyaz renk uzun ömrü, kırmızı renk ise sağlık ve gücü temsil ediyor.

Marteniçka, Martipi ya da Martenitsa adıyla anılan, Balkan ve Trakya’da Mart’ın gelişiyle birlikte, tüm ay boyunca bileklere takılan ve uğruna inanılan bileklikler ve süslemelerin adı. Doğa takvimine göre Şubat ayının sonunda leyleklerin göç için yola çıktığı biliniyor. Leyleklerin göç için yola çıkması baharın gelişinin bir göstergesi kabul ediliyor.

Balkan geleneği olan Marteniçkaya göre insanlar birbirlerine hediye edilen kırmızı beyaz bileklikleri baharın gelmesiyle yani 1 Mart ile birlikte bileklerine takarlar. Marteniçka takan insanlar ilk kırlangıç veya leylek görüldüklerinde en yakın çiçek açmış ağaca bilekliklerini bağlarlar. Yani bu bilekliğin hediye edilmesi gerekiyor, burası önemli. Sonra hep bileğinizde kalmayacak zira doğayı takip edin, göz yüzüne bakın leylek kırlangıç gördüğünüzde dilek tutun, ağaca bağlayın, hadi bakalım. Bu ay da iyiyiz gene…

+1
2
+1
1
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
Şubat
22

22.02.2022

Bir dilek tutun…

+1
1
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
Şubat
21

1400 yıllık depresyon ilacı

İstanbul Avcılar’da Küçükçekmece Gölü kıyılarında yürütülen Bathonea kazılarında bulunan 700 kadar unguentarium’da (Merhem, ilaç ya da koku şişesi) depresyon ve kalp ilaçları bulunduğu belirlenmiş.

Kocaeli Üniversitesi Arkeoloji Bölümü , Selçuk Üniversitesi, Ege Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi ile yurt dışından pek çok bilim kuruluşundan katılan çeşitli araştırma gruplarından 100 civarında bilim insanı ve öğrencinin gerçekleştirdiği kazı çalışmalarında bir takım bitkiler bulunmuş.

1400 yıllık olan bu bitkiler, pek çok ilacın da özünü oluşturuyor unguanteriumların içerisindeki kalıntıların analizleri TÜBİTAK (Gebze) tarafından yapılarak iki ilacın özü çıkıyor: Methanone ve Phenanthrene. Bunlardan bir tanesi depresyon ve sakinleştirici tarzda ilaç bir de kalp hastalıklarına iyi geliyor.

Demek ki göğsüme öküz oturdu diyen anneannemden de öncesine dayanıyor bu meret:)

+1
0
+1
0
+1
2
+1
1
+1
0
+1
0
Şubat
09

Yeşil ten renkli çocukların gizemi (Green Children of Woolpit)

1100’lü yıllarda İngiltere’nin Woolpit kasabasında aniden iki yeşil çocuk beliriyor. Green Children of Woolpit, Türkçesi ile Woolpit’in Yeşil Çocukları adıyla bilinen bu olayın gizemi hala çözülememiş. Çocukların ten rengi yeşil olup anlaşılmayan bir dil konuşuyorlarmış ve sadece yeşil fasulye yiyorlarmış. Kardeş olan bu iki çocuğun yeşil olmaları dışında herhangi bir fiziksel farklılıkları bulunmuyormuş. Çocuklardan erkek olanı bir süre sonra hastalanmış ve ölmüş. Kız olanı zamanla günlük hayata uyum sağlamış ve diğer yemekleri yemeye başlayarak ingilizce öğrenmiş. Rengi de yeşilden normal ten rengine dönmüş. İngilizce konuşmaya başlayınca abisiyle beraber st martin’s land diye hiç güneşin doğmadığı ve her yerin yeşil olduğu bir şehir  yeraltı şehrinden geldiklerini söylüyormuş.

Bazı komplo teorisyenlerine göre bu çocuklar uzaydan gelmişlerdir yahut gizli yer altı medeniyetlerden.

* Gizemi bozuyorum ama arsenik ile alakalı olduğuna dair yazılar da okudum. Zira bölgede arsenik yatakları mevcut olup yöre haklı arseniği nasıl kullanacağı konusunda bilgisizdiler.
+1
0
+1
0
+1
0
+1
2
+1
0
+1
0
Şubat
08

Bunları biliyor muydunuz?

Döner kapıların amacı başlı başına enerji tasarrufu yapmakmış. Döner kapıların üzerinde bulunan döner kanatlar sayesinde sıcak hava dışarıya çıkmıyor soğuk hava da aynı şekilde içeriye girmiyor. Bu nedenle döner kapılar daha çok tercih ediliyor ve normal kapılar gibi hava değişimlerine neden olmuyor. Ayrıca içeride çalışan klimaların çalışma sistemlerini de olumsuz etkilemiyor. Giriş çıkışın çok olduğu mekânlarda tercih edilen döner kapılar zamandan da tasarruf edilmesi açısından kullanışlı oluyormuş. Normal kapılar giriş çıkış sırasında daha çok zaman kaybettiriyor tabi. Evet.

+1
2
+1
0
+1
1
+1
0
+1
0
+1
0
Şubat
01

Titanik batarken…

grayscale photo of house on water

Titanik gemisi 1912 yılının 15 Nisan sabahında Atlantik açıklarına gömülürken, gemiden sağ çıkan bir isim var : Charles Joughin. Kendisi geminin çarpışma sonrası yavaş yavaş suya gömülürken  o kaos esnasında odasına geri dönüyor ve bu seyahat için aldığı konyağı boşa gitmesin diye içmeye başlıyor.

Geminin yarısı battıktan sonra bile güverteden ayrılmayan ve içmeye devam eden Joughin, bir süre sonra Atlantik’in buzlu sularına karışıyor.

Güneş kendini gösterdiğinde gözüne kestirdiği bir filikaya binmeye çalışıyor ancak filikanın kenarında bile yer bulamayınca saatlerce bu filikanın kenarına tutunmuş bir şekilde, belden aşağısı suyun içinde yardım gelmesini bekliyor.

Sabaha karşı yetişen can kurtaran ekibi tarafından kurtarılan Joughin, içtiği konyak sayesinde donmaktan kurtuluyor.

Alkol gerçekten şişede durduğu gibi durmuyor…

 

+1
0
+1
2
+1
1
+1
0
+1
0
+1
0
Ocak
28

Önemli bir gün!!!

 

BUGÜN BENİM SEVGİLİMİN DOĞUM GÜNÜ… İYİ Kİ DOĞDUN KOCİŞKO, MUTLU YILLAR!

+1
3
+1
0
+1
1
+1
0
+1
0
+1
0
Ocak
28

Kanlı Kontes Elizabeth Bathory

 

Tarihin en eski seri katillerinden olan Elizabeth Bathory, genç ve bakire kızları öldürüp genç kalmak için kanları ile yıkanması ile biliniyor. Kurbanlarının hayatlarını hemen almak yerine onlara çeşitli işkenceler yapması da cabası. Bir şekilde işkenceden ve öldürmekten keyif alan kontes yaşadığı süre boyunca 600’den fazla kişinin ölümüne sebep olmuş, evet 600. Bu onu dünyanın en ünlü kadın seri katili yapıyor haliyle.

Elizabeth Bathory, 7 Ağustos 1560 tarihinde Macaristan Krallığı’nda doğmuş ve çocukluğunu Ecsed şatosunda geçirmiş. Elizabeth, annesi ve babasının yokluğunda amcasının ve yengesinin yanında yaşıyormuş. Amcası ve yengesi şiddete eğilimli ve işkence etmeyi seven insanlarmış ve  Elizabeth Bathory bir gün, onları bir adama işkence etmek için bir atı ikiye bölüp içine onu koydukları ve atı tekrar diktikleri sırada görmüş.

Elizabeth Bathory, henüz 12 yaşındayken bir köylüden hamile kalıp evlatlık veriliyor. Ayrıca,  cinsiyet ayırt etmeden kadın veya erkek herkesle birlikte olan Elizabeth’in halası eş cinsel bir cadı ve çılgın partiler düzenliyormuş. Amcası şeytana tapıyor ve erkek kardeşi ise cinsi bir sapıkmış. Ayrıca Elizabeth’in bakıcısı da kara büyüyle uğraşıyor ve ayinlerinde küçük çocukları kurban ediyormuş.

İşkenceye eğilimli olan Kontes için eşi işkence odası yaptırıyor. Kont 1600’lü yılların başında öldüğünde Elizabeth çok daha kötü bir hale geliyor. 40 yaşındaki Elizabeth, yaşlanıp güzelliğini kaybedeceğini anlamaya başlayınca ,  saçını tarayan hizmetkarı onun canını yakınca, Elizabeth ona çok sert bir tokat atıyor ve hizmetkarın yüzünden düşen kan damlası eline geliyor. Elizabeth Bathory, eline dökülen bu kan ile kızın gençliğini ve güzelliğini aldığını düşünüp uşakları ile birlikte kızın vücudundaki tüm kanı bir küvete doldurtup ve onun kanıyla banyo yapıyor. Ve gelsin cinayetler…

Elizabeth Bathory, insan kanı sayesinde genç ve sağlıklı görüneceğine inanıyordu. Eski hemşiresi Ilona Joo ve büyücü Dorotta Szentes’in yardımıyla köylü kızları işkence edip öldürmek için kaçırmaya başladı. Aynı zamanda kara büyü ile de çok ilgileniyordu. Bu dönemde 612 tane bakire kızı kaçırıp onlara bir kafesin içinde işkence etti ve kafesten akan kanları ile duş aldı. Bunlarla yetinmeyip değişik işkence yöntemleri eklemeye başlıyor. Köylülerden sıkıldığında ise gözünü soylulara dikiyor. Bundan bir süre sonra da konu soylular olunca konu araştırılıyor ve yakalanıyor.

Elizabeth soylu bir aileden geldiği ve idam edildiği takdirde ailesinin adının lekeleneceği için idam edilmedi. Elizabeth gün ışığından ve yaşam belirtisinden uzak olan bir odada tam 3 yıl hayatta kaldı. 21 Ağustos 1614 yılında 54 yaşındayken öldü. Ceseti bulanlar şaşkına dönüyor zira kontesin şeytana dönüştüğünü söylüyorlar. Sonra ise ölümünün frengiden dolayı olduğu ortaya çıkıyor.

+1
0
+1
0
+1
0
+1
3
+1
0
+1
0
Ocak
21

Tüm alfabe tek bir cümlede olsa!

”Pijamalı hasta, yağız şoföre çabucak güvendi.”

Alfabemizin tüm harflerini içeren cümledir, bir dost sağ olsun paylaştı bunu benimle. Harfleri tek tek kontrol ettiğine de eminim. Herhangi bir dilin alfabesi içerisindeki tüm harfleri içermesine de Pangram adı veriliyormuş. Yunancada bütün ve hepsi anlamına gelen ‘pan’  ve harf anlamına gelen ‘gramma’ sözcüklerinden oluşuyor.

Hadi alın bu bilgiyi ne yapacaksanız yapın:)

+1
0
+1
0
+1
2
+1
0
+1
0
+1
0
Ocak
19

Porfiriya yani Vampir Hastalığı

Porfiriya, enzimlerin doğuştan ya da kazanılmış bozukluğu ya da eksikliği sonucunda gelişen bir hastalık. Hastalığın bazı bulguları sebebi ile vampir efsanelerinin yayılmasına sebep vermiştir. Porfiria hastaları gün ışığına aşırı duyarlı oldukları için, güneş ışığına en küçük bir maruz kalma bile vücutlarında ciddi şekil bozukluklarına yol açabilir.

Tedavisinde, hemoglobinin sentezlenmesini sağlayacak olan hemarginate isimli madde verilir. Aslında verilen bir çeşit kan ürünüdür. Kan emici olarak lanse edilmelerindeki tıbbi açıklama budur.

Bu bozukluklar arasında yüz derisinde çatlamalar, burnun ya da parmakların düşmesi, dudakların aşırı gerginleşmesi ve diş etlerinin çekilmesi sonucu dişlerin aşırı sivri görünmesi gibi durumlar vardır. Sarımsak, porfiria semptomlarının ağırlaşmasına sebep olan kimyasal maddeler içermektedir, bu yüzden hastalar sarımsak yiyememektedir. Dişlerin sivrileşmesi, gün ışığına duyarlılık ve sarımsak bir yerden tanıdık geliyor mu? Üstelik genetik miras ile oluşuyor.

Hastalık hakkında hala yeterince veri yok, yüzyıllar öncesine dayanıyor. Kazıklı Voyvoda yani Drakula’nın da tipik bir porfiria hastası olması muhtemel. Azcık üzerine düşünelim mi o zaman?

+1
1
+1
0
+1
0
+1
2
+1
0
+1
0